Güneşimizin mahallesinde trafik yoğun, çarpışma riski yüksek!


Bilim insanları yıldız mahallemizde trafik yoğunluğunu ve yıldızların güneşimizin ne kadar yakınından geçeceğini hesaplıyorlar.

ISON (C/2012 S1) kuyruklu yıldızının ESO’nun La Silla Gözlemevinde TRAPPIST-Güney Ulusal Teleskopu tarafından 2013 yılında çekilen fotoğrafı. Kaynak: E. Jehin/TRAPPIST/ESO

66 milyon yıl önce Dünya yok edici bir değişim sürecinden geçti. Dinozorların hükümranlığındaki gezegen, bu dev sürüngenlerin soyunu tüketen olayla birlikte memelilerin baskın türler olarak ortaya çıkışına şahit oldu. Dinozorların yeryüzünden tamamen yok oluşunun tek bir olayın mı, yoksa birden fazla talihsiz olayın sonucu mu olduğu konusunda tartışmalar hala sürüyor olsa da en azından küresel yıkıma sebep olan dev bir kuyruklu yıldızın aynı dönemde dünyaya çarpmış olduğu kesin olarak biliniyor.

Şu anda en çok kabul gören teori bu devasa kuyrukluyıldızın gezegenimize vurarak bugünün Meksika topraklarında yer alan Yukatan yarımadasındaki devasa Chicxculub Kraterini oluşturduğu, atmosferin tümünü incecik toz bulutlarıyla örterek, güneşin yıllarca yeryüzüne ulaşmasını engellediğini öngörüyor.

Dünyaya daha önce pek çok kuyrukluyıldızın çarpmış olduğunu biliyor olmamıza rağmen günümüzde derin uzayda başıboş gezinen bu canavarları bırakın ne zaman ve ne sıklıkla ortaya çıktığını tahmin etmeyi, şu anda nerede olduklarını bile tespit etmek bugünün teknolojisi ile çok zor. Tek bildiğimiz oralarda bir yerlerde tahmin ettiğimizden bile daha fazla sayıda oldukları ve güneş sistemimizdeki gezegenlere çarparak kıyamet ölçütünde yıkıma sebep olabildikleri.

Avrupa Uzay Ajansı’nın Gaia görevinden gelen yeni bilgileri analiz eden Münih Max Planck Astronomi Enstitüsü’nden astronom Coryn Bailer-Jones kuyrukluyıldızların davranışları hakkında ilgi çekici ve yeni bir bakış açısı getiriyor.

Uzay Trafiği

Uzun döngülü kuyruklu yıldızlar diğerleri arasında en gizemli ve anlaşılması en zor olanları. Yerçekiminin onları yerleştirdiği uzak konumlarından hiçliğin ortasında çıkıp gelen, iç güneş sisteminden bir kurşun gibi gelip geçen ve bir daha ne zaman geri dönecekleri bilinmeden tekrar uzayın karanlığında kaybolup giden bir davranış modelleri var. Bazen de yolları üstündeki cisimlere de çarpmayı ihmale etmiyorlar. Bu buzlu cisimler güneş sistemimizin 5 milyar yıl önce gerçekleşen oluşum sürecinden geriye kalan artıklar gezegenlerin yerleştiği yörüngelerin çok ötesinde yer alan adına Oort Bulutu denilen bir bölgede takılıyorlar.

Oort Bulutu. Grafik: Laurine Moreau, laurinemoreau.com

Güneşten çok uzaktaki bir yörüngede bu antik cisimler yerçekimini etkileyecek büyük cisimlerden çok uzakta nisbeten huzurlu bir ortamda varlıklarını sürdürüyorlar. Ancak geçen milyarlarca yıllık süre içerisinde, galaksideki mahallemizde güneşimize komşu yıldızların pek çoğu tarafından gerçekleştirilen yakın geçişler Oort Bulutu’nun üstünde yerçekimsel etkiler yapmış olmalı. Astronomlar diğer yıldızların yakın geçişinden kaynaklanan bu tür geçişlerin kuyrukluyıldızların Oort Bulutu’ndaki konumlarına yerçekimsel olarak etki edip bozarak onları iç güneş sistemine doğru fırlatmış olabileceğine inanıyor.

Gaia görevi galaksimizdeki yıldızların dağılımını ve konumlarını hassas bir şekilde haritalandırmak olan bir uzay teleskopu. Bailer-Jones’da yıldızların konumlarına ilişkin Gaia’nın ürettiği verileri inceleyerek güneş sistemimizin diğer yıldızlarla ne kadar sıklıkla yakınlaştığını bulmaya çalıştı. Gaia’nın DR1 koduyla yayınlanan ilk veri yığınını analiz ederek, yıldız karşılaşmalarına ilişkin ilk sistemli tahmini yayınladı. Bir başka ifade ile güneşimizin yer aldığı mahallede ki yıldız trafiğinin akışına ilişkin ilk analizi ortaya çıkardı. Yaptığı çalışma mahallemizdeki trafiğin zannettiğimizden çok daha yoğun olduğunu gösteriyor.

Bailer-Jones Astronomi ve Astrofizik dergisinde yayınlanmayı beklenen çalışmasında , her bir milyon yılda ortalama olarak 490 ile 600 kadar yıldızın güneş sistemimize 16.3 ışık yılı (5 parsec) kadar yaklaşacağını ve bunlardan 19-24 tanesinin bize 3.26 ışık yılı (1 parsec) kadar yaklaşacağını tahmin ediyor.

Yayınladıkları basın bildirisine göre yakın geçiş yapan bütün bu yıldızların geçiş mesafelerine göre Oort Bulutu üzerinde yerçekimsel etkileri oluyor.

Gaia’nın DR1 veri setinden elde edilen sonuçlar geçmiş ve gelecek 5 milyon yıl için geçerli ama astronomlar DR2 veri setinin yayınlanması ile geçmiş ve gelecek 25 milyon yıllık trafiği çözümleyebileceklerini ümit ediyorlar. Gaia’nın uzun vadeli hedefi olan galaksimizdeki kütlelerin dağılımının ve yıldızlara olan etkilerinin ortaya çıkarılması hedefine ulaşılabilirse 66 milyon yıl önce gezegenimizde yıkıma yol açan kuyrukluyıldızı yörüngesinden saptıran olası yakın yıldız geçişleri hakkında daha net bir bilgiye sahip olabileceğiz.

Bir Erken Uyarı Sistemi mi?

Bu fikri geleceğe yansıtırsak yapılan çalışmanın bize bir erken uyarı sistemi verip vermeyeceğini düşünmeden edemiyorsunuz. Bu modeli kullanarak gelecekte gökyüzümüzde ne zaman ve nerede bir uzun döngülü kuyrukluyıldızın belirip beliremeyeceğini öngörebilir miyiz?

Bailer-Jones Astroengine’in bu sorusuna elektronik posta yoluyla kısaca “Hayır” cevabını verdi. “Yakın yıldız geçişleri mutlaka Oort Bulutunu rahatsız edip, iç güneş sistemine kuyruklu yıldızlar fırlatacaktır, ama hangi kuyruklu yıldızın hangi yörüngeyi takip ederek bize bir tehdit oluşturacağını gözlemlememiz mümkün değil.”

Kuyruklu yıldızların yerçekimsel olarak saptırılmasının istatistiksel olarak modellenmesinin mümkün olduğunu, ancak bunu yapabilmek için hakkında neredeyse hiç bir şey bilmediğimiz Oort Bulutu bölgesi hakkında veriye değil bir sürü tahmine dayalı hareket etmemizi gerektireceğini düşünüyor.

Öte yandan Oort Bulutu güneşin heliosferinin bile çok ötesinde yaklaşık olarak 50.000 ile 200.000 AU (1 AU dünya ile güneş arasındaki yaklaşık mesafedir) mesafede bulunduğunu ve buradan saparak iç güneş sistemine yönelecek kuyruklu yıldızların bu yolculuğunun bile çok uzun bir zaman alacağını, bunun da komşu yıldızın geçişi ile kuyruklu yıldızın görüş alanımıza girişi arasında çok uzun bir zaman aralığı oluşturacağını belirtiyor.

“Bu konumdaki kuyruklu yıldızların iç güneş sistemine ulaşması genellikle bir kaç milyon yıl sürüyor” diye de ekliyor. Ayrıca diğer pek çok etkenin hesaplamaları daha da karmaşık hale getirebileceğini, örneğin Jüpiter’in büyük yerçekimi gücünün kuyruklu yıldızların geçişini saptırabileceğini ve tekrar güneş sisteminin dışına doğru fırlatabileceğini de hatırlatıyor.

Her şeye rağmen Bailer-Jones’un bu etkileyici çalışması Oort Bulutu bölgesi üzerinde gerçekleşen yerçekimsel dış etkilerin hiç de nadir rastlanan olaylar olmadığını göstermesi bakımından çok değerli. Şaşırtıcı derecede yoğun bu yıldız trafiği, konumlarında eylemsiz bir şekilde salınan kuyruklu yıldızları sürekli olarak rahatsız eden bir etkenin varlığını gösteriyor. Ancak kaç kuyruklu yıldızın yerçekimi etkisiyle yerlerinden kovulduklarını ve iç uzay sistemine doğru uzun bir yolculuğa doğru gönderildikleri konusu bir istatistik ve olasılık konusu olarak önümüzde durmaya devam ediyor.

Yazar : Ian O'Neill

Görseller: Laurine Moreau, E. Jehin

Tercüme : Melih R. Çalıkoğlu

Kaynak : astroengine.com

Yayın Tarihi : 31 Ağustos 2017

Bilimsel Makale : https://arxiv.org/abs/1708.08595

#uzay #yıldızlar

29 görüntüleme
Güncel Makaleler: