Bilim Kurgu mu Yazmak İstiyorsunuz?


aşam kırılgandır

Bilim kurgu hikayeleri, Bilim kurgu romanları yazabilmek için bilmeniz gerekenler. Yazar Ken Liu'nun @kyliu99 ‏kaleminden okuyun ve Önce Fillerin neden Yusufçuk Olamayacağını Anlayın! #popülerbilim @uzakevrenler #bilimkurgu #edebiyat

Yusufçuk Böceğine yakından bakış. Fotoğraf: Miroslaw Swietek

Ken Liu Kimdir?

Ken Liu, Nebula, Hugo ve Dünya Fantazi ödüllerini kazanmış bir spekülatif kurgu yazarı ve tercümanıdır. Kendisi hem bir avukat hem de bir bilgisayar programcısıdır. Fantazi ve Bilim Kurgu, Asimov’s, Analog, Clarkesworld, Lightspeed and Strange Horizons ve benzeri pek çok dergi de yayınlanmış eserleri vardı. Ken’in ilk göze çarpan romanı, silkpunk denilen destansı fantazi yazın türünde yazılmış olan “Kralların Merhameti” dir (Saga, 2015). Buna ek olarak Liu’nun hikayelerinin derlendiği “Kağıt Hayvan Koleksiyoncusu ve Diğer Hikayeler” isimli bir kitabı da bu yıl yine Saga yayınları tarafından satışa sunulmuştur. Liu, okuduğunuz yazıyı söz konusu hikaye kitabından da yararlanarak space.com sitesinin "Uzman Görüşleri: Serbest Kürsü ve İçinden" bölümü için hazırlamıştır.

Hayvanlar çok farklı boyutlara sahiptirler. Yine de fizik kuralları bir yusufçuk böceğinin boyutlarıyla öyle gelişigüzel oynamanıza izin vermez. Örneğin bir yusufçuğu bir fil kadar büyütüp, işe yarar bir beden tasarımına sahip olmasını bekleyemezsiniz.

Her şeyden önce kitle bir bedeni büyülttüğünüzde güç ve yüzey alanı gibi özelliklere göre çok daha hızla artar. Bu sebeple bir fil büyüklüğündeki yusufçuğun ortaya çıkan fazladan ağırlığı destekleyebilmek için çok daha büyük ayaklara ve kanatlara sahip olması gerekir. Tek başına kas gücünün bu büyüklüğe ulaşmış bir yaratığın uçması için yeterli olacağı şüphelidir.

Böceklerin küçük kalmasının başka sebepleri de vardır. Örneğin memelilerde olduğu gibi aktif olarak oksijen pompalayan bir solunum sistemi yerine deri üzerinden emilim yaparak oksijen alan bir solunum sistemine sahiptirler. Bu durum da bir böceğin ulaşabileceği azami büyüklüğe sınırlama getirir. Dünyada daha önceleri karbon çağında fil kadar büyük olmasalarda dev yusufçukların, kedi büyüklüğünde hamam böcekleri ve benzeri korkunç şeylerle birlikte yaşamış olduğu doğrudur. Ancak söz konusu dönemde atmosferdeki oksijien seviyesi bugüne göre çok daha fazla yüksekti ki bu kadar büyük bedenleri mümkün kılan sebeplerin başında da muhtemelen oksijen bolluğu geliyordu.

Bir anlığına duralım ve evcil hayvan büyüklüğünde hamam böcekleri ve bir metre boyunda akreplerin gezindiği bir dünyada yaşamak zorunda kalmadığımız için şükredelim.

Bu ve benzeri olgular, roman ve hikaye yazımı için kıyaslama imkanı sunmaktadır. Romanların aslında tıpkı filler gibi büyütülmüş kısa hikayeler olduklarını, ya da kısa hikayelerin tıpkı yusufçukları gibi küçültülmüş romanlar olduğunu düşünmek çekici geliyor. Ama 100 kelimelik ayak altı (drabble) hikayeciklerden tutun 200,000 kelimelik destansı fanzatilere kadar pek çok yazılı eser üretmiş birisi olarak bunun doğru olmadığı konusunda sizi temin ederim.

Çünkü, bir kısa hikaye bir romandan tamamen farklı bir okuma tecrübesi sunar. Bu sebeple bir kısa hikaye yazarının kelimeleri işlediği yöntemler, sadece ölçeği büyültülerek roman yazmak amacı ile kullanılamaz.

Kısa hikayeler tıpkı yusufçuğa (bir başka ifade ile böceklere) benzerler:

  • Havada durabilirler, oklar fırlatabilerler, farkındalığın yüzeyinin üzerinde gezinebilirler.

  • Okurun duygusal yükünü ele geçirebilmek için hızlarına ve gizliliklerine güvenirler.

  • Okurun zihninde bir bütün olarak gözlemlenebilir ve bir bütün olarak beğenilebilirler.

  • Konuya ilişkin benzetmelerini tüm kelimeler üzerinde aynı anda hissettirerek özümseyerek nefes alırlar.

  • Geleneksel anlatım yöntemlerinin dışına çıkmalarına izin veren beden tasarımları üzerinde deneyler yaparak, caka satabilirler ve okuyucuyu bıktırmadan bir anda çekip gidebilirler.

Öte yandan bir roman tıpkı bir file benzer:

  • Okuyucunun kesintisiz ve sürekli ilgisini ister

  • Karanlıktaki fili gözlemlemeye çalışan insanları anlatan efsane de olduğu gibi bütün detayları ile tasarlanmış ancak parçalar halinde tecrübe edilip, kavranması gereken bir dünya oluşturulmasını isterler.

  • Bütün bir anda kavranamayacağı için, okuyucunun birbiriyle içiçe geçen pek çok hikaye çizgisini anlamasına yardımcı olmak için açık bir yapıya sahip olmalıdır.

  • İyi anlaşılabilir kalp çarpması kadar düzenli ritimlerle nefes alır ve yaşarlar. Aynı sebeple lüzumundan fazla deneye -en azından pek çok roman türünde- karşı hassastırlar. Zira okuyanı içine çekebilme pek çok okuyucu için aranan bir özellikter ve içine çekebilme daha önce etkinliği ispatlanmış okuma alışkanlıklarına bağlı kalarak sağlanabilmektedir.

"Kağıt Hayvan Koleksiyoncusu ve Diğer Hikayeler", Ken Liu. Kitap Kapağı : Telif Hakları 2016, Ken Liu, Saga Yayınları, Simon & Schuster

Bu söylediklerim tabii ki birisini yazmanın zor veya diğerini okumanın daha eğlencili olduğu anlamına gelmez. Ama bir hikaye yazarının, bir roman yazarına göre farklı sınırlamalar içerisinde tamamen farklı sorunları çözmek zorunda olduğunun anlaşılması için önemlidir.

Kısa hikayeler yazdığımda, genellikle önceden bir taslak hazırlamam. İç güdülerime güvenerek ve deney yaparak ilerleyebilirim. İlerledikçe aldığım yolu hissedebilir ve hikayeyi parça parça şekillendirirken, bir yandan da bütüne ait şekli zihnimin bir köşesinde tutabilirim. Genellikle var olan tek hikaye çizgisi not tutmayı gerektirmeyecek kadar basittir ve konular anlatıma daha taslak aşamasında iken bile yedirilebilmektedir. Eğer işin sonunda taslak tatmin edici olmadığında, hepsini bir kenara atıp yeniden sıfırdan başlamama engel olacak kadar yatırım yapmış da olmam.

Ancak roman yazmayı öğrenirken yaşadığım tecrübe çok daha farklıydı. Önceden hazırlanmış en az bir taslağın olmasının gerekli olduğunu gördüm çünkü birden fazla hikaye çizgisinin anlamlı ve işlevsel bir şekilde kesişebilmesini sağlamanın tek yolu buydu. Destansı fantazi türündeki romanlar karakterler, alışkanlıklar, kültürel mihenktaşları, doğal yaşam, bitki örtüsü, sihir sistemleri, dinsel alışkanlıklar, tatiller, silahlar, askeri taktikler, ekonomik etkileşim ve daha pek çok detaydan oluşan bir dünyaya sahipler. Bütün bunları kurgulayabilmek için her biri hakkında detaylı notlar tutmak ve her birinin ne olduğunu anlatan kısa makaleler yazmak gerekiyordu.


Barlowe'un hançerbileği sanatçının hayali gezegeni Darwin üzerinde yaşayan yaratıklardan birisi. Gezegenin giderek küçülen ormanlık ceplerinde yaşayan sosyal bir ağaçsız olan bu yaratıklar -Barlowe'un anlattığı kadarıyla- bir pitona benzeyen ön bacaklara, kaygan dış zarlara ve güçlü bir şekilde sıçrayabilen arka bacaklara sahipler. Bütün bu özellikler onların ağaç tepelerindeki yaşama mükemmel bir uyum gösterebilmelerini sağlıyor. Kaynak : (C) Wayne Barlowe

Aslına bakarsanız işin sonunda içinde rahatlıkla gezinip, oturabileceğim bir dünyayı tanımlayabilecek bir mini-wiki oluşturmuş oldum.

Tabii ki bir romanı genişletilmiş bir kısa hikaye gibi yazmak ya da tam tersini yaparak bir romandan kısa hikayele çıkarmak da mümkün. Ancak sonucun pek de iyi olacağını düşünmüyorum.

Anlatımı tanımlayan mantık kuralları ve yorumlayıcı gelenekler en az fizik kuralları kadar güçlüdür. Bu sebepledir ki söz konusu kuralları dikkate almayan, ya da onların farkında olmayan ve bu kuralları kendi faydasına kullanmayı beceremeyen çalışmaların, bu sonuçlarına da katlanmaları gerekir.

Yine de gerek okuyucunun, gerekse yazaların gelenek haline gelmiş kalıpların etrafından dolaşabileceğini ve onlara karşı gelebileceğini düşünmek çok cazip geliyor. Kim bilir? Böylece tıpkı etrafındaki oksijeni özümsemek yerine onu içine çekerek yakabilen, bunu yapabildiği için fil büyüklüğünde ama uçabilen yusufçuklar gibi masalsı varlıklar gibi deneysel yazın kalıpları üretilmesini sağlamış oluruz.

Konu hakkında daha fazla okuma istiyorsanız, Liu’nun hikayelerinden alıntılanmış bir diğer yazı olan “Seçilmiş Türlerin Kitap Yapma Alışkanlıkları” başlıklı yazıya, silkpunk teknolojisi hakkındaki kısa makalesine ve “Kralların Merhameti” isimli romanından yapılan alıntıya bir göz atın.

Yazan : Ken Liu

Tercüme: Melih R. Çalıkoğlu

Kaynak : space.com

İlk Yayın Tarihi: 25 Mart 2016

#bilimkurgu #kısahikaye

406 görüntüleme
Güncel Makaleler: